SİHİR VE NAZAR
Sihir ve nazar haktır, vardır. Peygamber (s.a.v): “Nazar haktır” (Ebu Davud, Ibn-i Mace) buyurmuşlardır. Bir başka rivayette “Nazarın insanı mezara, deveyi de tencereye dolduracağı” ifade edilmiştir. Bir başka rivayette “Sihrin de hak olduğu” ifade edilmiştir. Falak suresinde de sihrin şerrinden Allah’a sığınmak gereği üzerinde durulur.
İmam-ı Maturidi, sihrin her çeşidinin küfür olmadığını belirtmiştir. Eğer inanılması gereken şeylerden bir şey inkâr ediliyorsa, küfürdür; inkâr etmiyorsa küfür değildir. Eğer bir kişinin helâki, hastalanması, karı kocayı ayırma gibi büyüler küfür değildir. Ancak büyük günahtır.
Sihir yapan, kadın erkek büyücünün hükmü öldürülmektir. Çünkü bunlar fesat ve kötülük için çalışmaktadırlar. Küfür olan sihri yapan büyücülerdense sadece erkek olan katledilir, kadın katledilmez.
——————–
————————-
—————————–
LEVH-İ MAHFUZDAKİ YAZI DEĞİŞİR Mİ?
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de: “Allah dilediğini siler, dilediğini de sabit kılar. Kitabın anası onun katındadır.” (Ra’d) buyurarak günah işleyip de tevbe edenlerin günahını bağışlayacağını, tevbeyi ise sabit kılacağını ifade etmişlerdir.
Levh-i mahfuzda yazılanlar kulun sıfatıdır. Kul için bir halden diğer bir hale geçmek mümkündür. Bu sebeple kulun sıfatı değişir. Fakat Allah’ın kaza ve kaderi asla değişmez. Çünkü kaza hükmedenin sıfatıdır. Hükmedilen şey ise Levh-i mahfuzda yazılı bulunan şeydir.
Eş’ariler, Levh-i mahfuzda bulunan yazının değişmeyeceği görüşündedirler.
—————————–
———————————
—————————–
ALLAH ARŞA İSTİVA ETMİŞTİR
Kerramiye ve Müşebbihe taifesi, “Allah Tealâ, mekân yönünden Arş üzerinde yükselmiştir;ın ise yerleştiği bir karargâhı vardır, derler. Bunlar Allah Tealâyı inmek, binmek, gitmek ve gelmekle vasıflandırırlar.O bir cisimdir; fakat diğer cisimler gibi değildir.” derler. Allah onların bu söylediklerinden beridir. Onlar, şu ayeti delil getirirler:
“Allah, Arşın üzerine istiva etmiştir.” (Taha/5)
Ancak biz, şöyle diyoruz: Arş yok idi, o Allah’ın yaratması ile var oldu. O, ya Allah’ın büyüklüğünü göstermek için yaratıldı veya oturmak için. Üzerinde oturmak için yaratılmıştır demek caiz değildir. Çünkü, bir mahluka muhtaç olan varlık, yaratıcı olamaz. Bu ihtimal çürütülünce sıra gelir ikinci ihtimale. Bu ihtimal de Arşın üzerinde yükselmesinin yarattıkları üzerine büyüklük ve hükümranlığıdır. Allah’ın ise buna ihtiyacı yoktur.
Sonra, istivanın manası, idare ve hükümranlık yönünden yükselmektir. Zira her şey Arşın hükmü ve kudreti altındadır. Arş da Allah’ın kudret ve hükmü altındadır. Bu mesele, “Falanca, tahtın üzerine çıkıp ayaklarını uzattı.” sözü gibi olur. Bu sözden, idare ve hükümranlığın o kimseye ait olduğunu ve bu işlerde kendisi ile çekişecek kimsenin bulunmadığını kastederler.
Nitekim bu manayı te’yid etmek için Allah Tealâ bir başka âyette şöyle buyuruyor:
“Rabbınız öyle bir Allah’tır ki, gökleri ve yeri yedi günde yarattı. Sonra Arş üzerine çıktı ve işleri oradan idare ediyor.” (Yunus/3)
—————————-
—————————————-
—————————————-
MÜTEŞABİH AYETLER TEVİL EDİLMEDEN KABUL EDİLİR
Kur’anda zikredildiği üzere Allah Tealânın eli, yüzü ve nefsi vardır. Allah Tealâ bu konularda şöyle buyuruyor:
“Allah’ın eli kulların ellerinin üstündedir.” (Feth/10)
“Sadece Rabbinin yüzü bakidir.” (Rahman/27);
İsa (a.s.)dan hikâyeten:
“Benim nefsimdekini bilirsin; fakat ben senin nefsinde bulunanı bilmem.” (Maide/116)
Allah’ın, kitabında zikrettiği bu sıfatlar, keyfiyetsiz sıfatlar olup, aslı bilinmekte, fakat vasfı bilinmemektedir. Bilinen asıl, teşabüh ve vasfını anlamaktan aciz olmak sebebiyle batıl olmaz. Bu konuda Imam-ı Ahmed b. Hanbel’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Bu sıfatların keyfiyeti meçhul olup, onların nasıl olduklarından bahsetmek ise bid’attir.”
Yukarıda zikredilen sıfatları, elden maksat, Allah’ın kudreti, yahut nimeti tarzında te’vil etmek, Allah’ın sıfatlarını iptal etmektir. Allah’ın sıfatlarını iptal etmek ise Mu’tezile ve Kaderiye taifesinin görüşüdür. Lâkin Allah’ın eli, keyfiyetsiz olarak sıfatıdır. Allah’ın gazap ve rızası da keyfiyetsiz olarak Allah’ın sıfatlarıdır. Yani bunların nasıl olduğunu biz bilemeyiz; ancak Allah kendisi bilir.
Nasslarda yer alan el, yüz, istiva… gibi sözcükler tevil edilemez. Çünkü Cenabı Allah bu kelimeleri özellikle kullanmış, bunların yerine; kudret, nimet, görme ve istilâ kelimelerini zikretmemiştir. Doğrusu Cenabı Allah el kelimesinden nimet ve kudret gibi iki manadan başkasını kastetmiştir. Bu sıfatlar, Allah hakkında müteşabih sıfatlardır. Cumhur-u Selefin görüşü budur. Onlar ayetlerde kesin bilinen aslı ispat ettiler, sıfatların müteşabih olan keyfiyeti konusunda sustular. Bununla beraber sıfatların keyfiyetini aramakla meşgul olmayı caiz görmediler. Nitekim Yüce Allah, gerçek bilgi sahiplerini şu şekilde vasıflandırmaktadır:
“İşte kalplerinde şüphe bulunanlar, fitne aramak ve te’viline gitmek için Kur’an’ın müteşabih âyetlerine uyarlar. Halbuki o müteşabihin te’vilini yalnız Allah bilir. Derin ilme sahip olanlar ise: Biz ona inandık; açık ve kapalı bütün ayetler Rabbimiz tarafındandır, derler. Bunları ancak aklı tam olanlar iyice düşünür” (Al-i Imran/7)










