Freud’ün Psikanalitik Ateizmi
Modern dönemde başta Freud olmak üzere bazı ruh bilimciler insanın psikolojik yapısından hareketle Tanrı inancını çürütmeye çalışmışlardır. Aslında psikoloji ilminin Tanrı inancını çürütme ya da yanlışlama gibi bir görevinin bulunmaması gerekirdi. Ne varki söz konusu bilim adamları bu bilim dalının yöntemlerini kullanarak Tanrı inancını yok etmeyi düşünmüşler ve bilim adına ideolojik bir tavır sergilemişlerdir.(70)
Freud ve onun gibi düşünenler her ne kadar insanın ruhî yapısıyla ilgili birtakım yararlı tesbitler de bulunmuşlarsa da Tanrı inancı konusunda ön yargılı davranmış ve hatalı sonuçlara varmışlardır. Söz konusu bilim adamları tarafsız bir şekilde hasta insanların ruhî yapılarını tahlil etmek ve onlara yardımcı olmak yerine sahalarının dışına çıkarak dinî konularda birtakım yanlış hükümlere varmışlardır. Daha ilginç olanı ise bu yanlış hükümlerini sağlıklı olmayan insanların psikolojik durumları üzerine bina etmiş olmalarıdır.
Hastaları üzerinde ortaya çıkan psikolojik rahatsızlıkları araştıran Freud, bu rahatsızlıkların kaynağında toplumun, mevcut kanunların, ailenin ve dinin baskısı olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre kişinin arzu ve istekleri bu baskılar sonucunda bastırılmış ve şuur altına itilmiştir. Şuur altına itilen ve tatmin edilmeyen bu arzu ve istekler de insan bünyesinde birtakım rahatsızlıklara yol açmış ve onları anormal davranışlara sevketmiştir.
Freud Tanrı inancının temelini çocukla babası arasında yaşanan psikolojik ilişkide aramıştır. O’na göre çocuktaki korunma duygusu, yaşamı boyunca devam etmiş karşılaşılan zorluklar da böyle bir korunma ihtiyacını çocuğun zihnine yerleştirmiştir. Dolayısıyla Tanrı fikri insanın, çocukluk döneminde karşı karşıya kalmış olduğu zorluk ve felâketler karşısında geliştirdiği zihinsel bir savunma sisteminden kaynaklanmıştır.(71) Yani insanın çocukluk devresinde yaşamış olduğu birtakım korkuları, tedirginlikleri ve suçluluk duygusu Tanrı inancının ortaya çıkmasında önemli etmenler olmuştur.
Görüldüğü gibi bizim bu çalışmada üzerinde önemle durduÄŸumuz ve her fırsatta yinelediÄŸimiz yaratıcı Tanrı kavramı ile Freud’ün ortaya koyduÄŸu Tanrı kavramı arasında büyük uçurumlar bulunmaktadır. Yani Freud bir anlamda dindarların zihnindeki Tanrı’yı anlamak ve onun kiÅŸi üzerindeki yansımalarını tahlil etmek yerine, Yunan mitolojisini, ilkel kabile inançlarını, saÄŸlıksız çevrede büyüyen ve ruhî bunalım geçiren hastaların zihin yapılarını ölçü almış ve onları genellemiÅŸtir. Buradan hareketle de bilim adına Tanrı inancının sırrını çözdüğünü zannetmiÅŸtir. Ancak Freud’ün çok ciddi bir ÅŸekilde yanıldığı görülmektedir.
Bir insan olarak Freud’ün kokain bağımlısı olmanın yanında, duygusal ve bunalımlı bir kiÅŸiliÄŸe sahip olması(72) fikirlerinin doÄŸruluÄŸu hakkında da çevresindekileri ciddi tereddütlere sevketmiÅŸtir. Ünlü filozof ve psikologların da içerisinde bulunduÄŸu pek çok kiÅŸinin onu eleÅŸtirmesi, yine bunun yanında milyonlarca zeki ve saÄŸlıklı insanın hâlâ Tanrı’nın varlığına inanması ve inanmaya da devam etmesi konunun o kadar basit olmadığını göstermektedir.
Freud’ün Tanrı’ya inanma ile çocukluk devresi arasında kurmuÅŸ olduÄŸu iliÅŸkinin tersine çevrilmesi ve ateizmin aleyhinde kullanılması da mümkündür. Meselâ inançsızlık da insanın çocukluÄŸunda getirmiÅŸ olduÄŸu bir ruh halinin tekrarı olarak görülebilir. Çünkü bir çocuÄŸun babasını kıskanması, ondan korkması, babasının baskısına dayanamadığı için bir an önce ondan kurtulmaya çalışması da ÅŸuur altında Tanrı’yı (otorite) reddetmeye, inançsızlığa götürebilir. DoÄŸrusu aile içi problemlerden dolayı sıkıntılı çocukluk devresi geçirenlerin sinirlenmeye, isyankârlığa, suç iÅŸlemeye ve inançsızlığa daha yakın oldukları açıkça görülmektedir.
Freud dinle ilgili deÄŸerlendirmelerinde totem, tabu ve fetiÅŸ gibi kavramları gündeme getirmiÅŸtir. Ancak bu tür kavramlar Afrika’daki bazı yerel inançlar için söz konusu olup ilâhî dinle (İslâmiyet) ilgili deÄŸillerdir. Meselâ totem, ilkel kabilelerde kutsal sayılan kiÅŸi, hayvan, aÄŸaç gibi nesnelere verilen addır. Tabu ise kutsal sayılan nesnelerde var olduÄŸu düşünülen dokunulmazlıktır ki dokunulduÄŸunda zarar verecek bir ÅŸeydir. FetiÅŸ ise doÄŸa üstü güce sahip olduÄŸu düşünülen ve tapınılan put anlamına gelmektedir.
Halbuki İslâmiyet daha ilk günlerinde kendine en büyük hedef olarak putperestliÄŸi, ilkel inançları, hurafeciliÄŸi ve büyücülüğü seçmiÅŸ ve olanca gücüyle bunların hâkim olduÄŸu Arap geleneÄŸini yıkmaya çalışmıştır. Kısaca Tanrı’dan baÅŸka hiçbir ÅŸeyin kutsal olamayacağını ve tapılmaya lâyık olmadığını belirtmiÅŸ ve her fırsatta kutsal sayılan putların güçsüzlüğünden ve aczinden bahsetmiÅŸtir. Aslında bu İslâmiyet’in insanlığa sunmuÅŸ olduÄŸu bir tür aydınlanma ve modernleÅŸme hareketi anlamına da gelmektedir. Bir ÅŸekilde bilimsel zihniyetin temelini kurmaktır. Pozitif bilime yapılmış ve yapılabilecek en büyük katkı olmuÅŸtur. Nitekim ilk müslümanların kısa bir sürede baÅŸarılı olmalarının ve bir medeniyet kurmalarının temelinde de Kur’ân’ın saÄŸlamış olduÄŸu bu zihnî berraklık yatmaktadır. Bütün bunlar ortada iken hâlâ bazı ateistlerin İslâmiyet’in Tanrı inancıyla ilkel inançlar arasında iliÅŸki kurması bilgisizlikten baÅŸka ne olabilir?.
Bazı ateist ruh bilimciler inancın psikolojik yapısını incelerken birtakım doÄŸruları da saptırmışlardır. Meselâ Tanrı inancını insanların mutluluÄŸu ile izah etmiÅŸler güya inancın onları avuttuÄŸunu düşünmüşlerdir. Ancak canı pahasına dahi olsa Tanrı inancından vazgeçmeyen kiÅŸileri görmezlikten gelmiÅŸlerdir. İnsanlar Tanrı kavramını zihinlerinin bir köşesinde süs eÅŸyası gibi tutarak zaman zaman zevk almak ya da canları sıkıldığında onu dertlerine ortak etmek için bulundurmazlar. Yine Tanrı inancı insanların mutlu günlerinde unutacakları, dertli günlerinde ise birtakım gösteriÅŸsel törenlerine âlet edecekleri bir olgu da deÄŸildir. Tanrı’nın varlığına inanan kiÅŸi, inancını yaÅŸamı boyunca hissetmekte ve yaÅŸam biçimini o inanca göre ÅŸekillendirmek-tedir. Hayata da öyle bakmaktadır. Böyle bir inanç da bünyesinde hem sevgiyi, tutkuyu, heyecanı ve hem de birtakım riskleri ve tedirginlikleri barındırmaktadır.
Ateistlerin iddia ettiÄŸi gibi insanlar sadece mutlu olmak için Tanrı’ya inanıyor deÄŸillerdir. Çünkü Tanrı’ya sadece psikolojik açıdan mutlu olmak için inanılmaz. Tanrı inancı bünyesinde pratik ve pragmatik amaçlar gütmemelidir. Mutluluk ve iç huzuru elbetteki Tanrı inancının insanlara saÄŸlamış olduÄŸu en büyük avantajlardan birisidir. Ayrıca ortada bir gerçek durmaktadır. Tanrı inancı olan kiÅŸilerin ruh yapıları diÄŸerlerine göre daha saÄŸlıklı ve daha istikrarlıdır. YaÅŸanan gerginliklere karşı psikolojik dirençleri güçlü olduÄŸu için yıkılmamaktadırlar. Tanrı inancı, yaÅŸamının sevinçli ve kederli bütün dönemlerinde insanı ayakta tutmakta ve insanın dengesini kaybetmesine engel olmaktadır. Onun erdemli bir yaÅŸam sürmesine zemin hazırlamakta yaÅŸlılık ve hastalık gibi dönemlerinde, ölüm korkusu karşısında ona destek çıkmaktadır. Dolayısıyla böyle bir inanç kiÅŸinin bunalıma düşmesine, kendini yalnız hissetmesine, çılgınlık yapmasına, çevresiyle uyumsuzluÄŸa düşmesine, yersiz korkulara kapılmasına ve ilkel saplantılara düşmesine izin vermemek-tedir. Ruh bilimciler inancın bu yönünü görmekte gecikmemiÅŸler ve Tanrı inancının insan üzerindeki psikolojik etkilerini dile getirmiÅŸlerdir.
Dr. Aydin TOPALOGLU –
www.islamiyetim.net
ATEİZM VE ELEŞTİRİSİ










