Çanakkale’de topçu Eri Koca Seyyid
Â
Çanakkale önlerinde tarihte ender görülen bir muharebe cereyan etmekteydi. Bir yanda dünyanın en geliÅŸmiÅŸ askeri vasıtalarına sahip ve sayıca çok kalabalık Batı ülkeleri, diÄŸer tarafta vatanlarını müdafaa için cepheye koÅŸup; düşmanın topuna, tüfeÄŸine iman dolu göğsünü siper eden Mehmedcik…
Anadolunun cihangir ruhlu yiğitleri, şanlı fakat talihsiz devletlerinin elde kalan kısmını müdafaa için cansiperane vuruşmakta. Düşman zırhlılarının yağdırdığı güllelere, yaylım ateşe karşılık vermekte, düşmana adım attırmamaktadır.
Her hususu gözönünde bulundurduklarını zanneden ve hesaplarına göre en geç üç günde Çanakkale’yi aÅŸacaklarını hesap eden düşmanlar yanıldıklarını acı bir ÅŸekilde görecek ve zelil bir halde kaçacaklardır Çanakkale önlerinden. Onlar kaçarken, geride Mehmetçiklerin kanları, canlan pahasına kazanıp evlatlarına ithaf ettikleri ÅŸanlı bir hatıra kalacaktır.
Çanakkale harbinde tarihlere ÅŸanla geçen kahramanlık tabloları çizilmiÅŸtir. İşte böyle tablolan çizenlerden birisi de Koca Seyyit’tir.
1889′da Balıkesir’e baÄŸlı Havran ilçesinin Çamlık köyünde dünyaya gelen Seyit, çocukluÄŸundan itibaren gürbüz yapısı ve pehlivanlığıyla dikkatleri çekmiÅŸtir. Bu vasfından dolayıdır ki asker ocağında kendisine pehlivanlığına izafeten “Koca” lakabı verilmiÅŸ ve “Koca Seyyid” diye tanınmıştır.
1909′da vatani vazifesine yapmak üzere askere giden Koca Seyit üç senelik asker iken 1912′de Balkan harbi patlak vermiÅŸ, Seyit de birliÄŸiyle birlikte savaÅŸa katılmıştır. 1913′te Balkan savaşının sona ermiÅŸ olmasına raÄŸmen Seyit terhis edilmemiÅŸtir.
1914′te Birinci dünya savaşı patlak verince Seyit de Çanakkale’de topçu eri olarak vazife almıştı.
Çanakkale BoÄŸazı’nın Rumeli yakasında, Kilitbahir denilen mevkide 28 lik Mecidiye bataryasında Åžeyit’le birlikte kırk kiÅŸi vazifeliydi.
17 Mart 1915′te Çanakkale’deki bütün birliklerde yoÄŸun bir faaliyet görülmekteydi. Ertesi gün, düşmanın büyük bir hücuma geçeceÄŸi haber alınmıştı.
Seyit Onbaşının bataryasında da hazırlıklar tamamlanmış ve düşmanın taarruzu beklenmeye başlanmıştı.
18 Mart 1918′de ilk önce Fransız daha sonra İngiliz zırhlıları Çanakkale boÄŸazında görülmüşlerdi. Kıyılan yoÄŸun top ateÅŸine tutan düşman zırhlıları aynı ÅŸiddette karşı ateÅŸle karşılaşınca duraklamışlar, fakat ateÅŸlerini kesmemiÅŸlerdi.
Anadolu ve Rumeli kıyılarından ateş ve dumanlar göklere yükselmekteydi, düşman ateşi aralıksız devam ediyordu.
İngilizlerin en büyük savaÅŸ gemilerinden Queen Elizabeth ve Ocean zırhlıları Koca Seyit’in bataryasının bulunduÄŸu Kilitbahir önlerine gelmiÅŸ, kıyıyı top ateÅŸine tutmuÅŸtu.
AteÅŸ çemberi geniÅŸleye geniÅŸleye Koca Seyit’in bataryasına ulaÅŸmıştı. Bataryanın sağına soluna mermiler peÅŸpeÅŸe düşmeye baÅŸlamıştı. Durumun kritik oluÅŸunu gören batarya komutanı “sığınaÄŸa!” emrini vermiÅŸti. Fakat batarya erleri sığınaÄŸa ulaÅŸmadan müthiÅŸ bir gürültü kopmuÅŸ, sanki yer yerinden oynamıştı. Koca Seyit de o gürültüden sonrasını hatırlamıyordu. Düşman gemilerinden atılan bir mermi cephaneliÄŸe isabet etmiÅŸ, cephanelik havaya uçmuÅŸtu.
Bataryadaki erlerden on dördü şehit olmuş, yirmi dördü ise yaralanmıştı. Sadece Seyit ile Ali isimli arkadaşı yara almadan kurtulmuşlardı.
Sağlık erlerinin müdahelesiyle kendine gelen Seyit gözlerini açınca etrafta şehit olan arkadaşlarının cesetlerim görmüş ve arkadaşlarından durumu öğrenmişti. Bataryada ikisinden başka kimse kalmamıştı.
Bataryanın toplarından ikisi toprağa gömülmüş ve kullanılmaz hale gelmişti. Sadece bir tanesi kullanılabilir haldeydi. Onun da vinci kırılmıştı.
Koca Seyit, bir denizde hâlâ ateÅŸ püsküren düşman zırhlısına bir yerde yatan ÅŸehitlere bir de topa bakmış ve büyük bir hırsla her biri 215 okka (276 kilo) ağırlığındaki mermilere yönelmiÅŸti. Arkadaşı NiÄŸdeli Ali ÅŸaşırmıştı, Koca Seyit ne yapmak istiyordu. Seyit, ÅŸaÅŸkın ÅŸaÅŸkın kendisine bakan arkadaşına “yardım et de mermiyi yükleneyim” demiÅŸ, ardından da “Ya Allah” diyerek koca mermiyi kavramış ve Ali’nin yardımıyla sırtlamıştı. 276 kiloluk yüküyle 28′lik topun altı basamağını çıkan Koca Seyit mermiyi topun aÄŸzına yerleÅŸtirmeyi baÅŸarmıştı. İmanın hem nur hem de kuvvet olduÄŸunu göstermiÅŸti Koca Seyyit. Bu hakikati bütün dünyaya ilan edecekti. Åžimdi bütün dikkatini vermiÅŸ önünde canavar gibi duran Ocean’ın üzerine çevirmiÅŸti topun namlusunu. Hedefi iyice tesbit edip niÅŸanının doÄŸru olduÄŸuna kanaat getirdikten sonra “Ya Allah, bismillah!” diyerek topu ateÅŸlemiÅŸti. Topun gürlemesiyle birlikte karşıdaki düşman gemisinden yoÄŸun siyah bir duman yükselmiÅŸti. Anında yalpalamaya baÅŸlamıştı. Koca gemi isabet almıştı. Gemi personelinin sesleri kıyıdan duyuluyordu. VurmuÅŸtu Koca Seyit, koca kefere gemisini. Ve maÄŸrur düşmanın koca gemisi batacaktı.
Düşmanlar Mecidiye bataryasının safdışı edildiğini zannetmekteydiler. Kilitbahir cephesindeki komutanlar da aynı kanaate varmışlardı. Fakat Mecidiye bataryasından ateşlenen bir top düşman gemisini batırmıştı işte.
Batarya komutanı Hilmi Bey derhal Mecidiye bataryasına koÅŸmuÅŸ ve topu Seyitle arkadaşının ateÅŸlediÄŸini öğrenmiÅŸti. Hemen oracıkta onbaşı rütbesini takmıştı Seyit’e. Komutanlar takdirlerini bildirmekteydi. Seyit ise Anadolu insanının tevazuu ile kızarmakta ve “fazla birÅŸey yapmadığını, sadece arkadaÅŸlarının intikamını aldığını” söylemekteydi. “Nasıl yaptın?” sualine ise ÅŸu cevabı veriyordu. “Cenb-ı Hakkın yardımıyla.”
Koca Seyit’in Ocean’ı batınşı bir anda her tarafa yayılmıştı. Mehmedcik taze moralle düşmanı ÅŸiddetli top ateÅŸine tutmuÅŸtu. Gün batımına kadar devam eden ÅŸiddetli savaÅŸta düşman periÅŸan edilmiÅŸti. Düşman Çanakkale’yi geçememiÅŸti. Geçemiyecekti de…
Çanakkale kahramanlarından Koca Seyit 1918′de terhis edilmiÅŸti. Köyüne dönen Seyit geçimini temin için çalışmaya baÅŸlamıştı. Fakat hain gözler cennet vatanın üzerinde olunca rahatlık yoktu.
Düşmanların hücumları bitmiyordu. Daha düne kadar Osmanlı devletine baÄŸlı olan “uÅŸak tabiatlı” Yunanlılar 15 Mayıs 1919′da İzmir’i, 28 Mayıs 1919′da da Ayvalık ve Edremit’i iÅŸgal etmiÅŸti. Vatan istila altındaydı, Çanakkale’nin ÅŸanlı gazisi Seyit onbaşı durabilir miydi? Durmadı ve iÅŸgal haberini alır almaz cepheye koÅŸtu.
Karış karış vatanını müdafaa eden yediden yetmiÅŸe Anadolu insanıyla omuz omuza verip vuruÅŸuyordu. Koca Seyit, Ordunun 26 AÄŸustos 1922′de baÅŸlattığı büyük taarruza da iÅŸtirak etmiÅŸ ve 28 AÄŸustos’ta cereyan eden muharebede iki yerinden yaralanmıştı. Büyük zaferin kazanıldığını hastanede yatarken öğrenmiÅŸti Koca Seyyit. Dünyalar kendisinin olmuÅŸtu. Artık asırlardır olduÄŸu gibi ÅŸanlı bayrağı semalarda hür olarak dalgalanacak, Ezan-ı Muhammedi vatan semalarından eksik olmayacaktı.
Savaşın kazanılmasından sonra mütevazı hayatını devam ettirmişti. Koca Seyyid, fakirdi, çoluk çocuğunun geçimini sağlamak için binbir meşakkatle dağdan odun getiriyor, odun kömürü yapıp satıyordu.
Koca gazinin madalyası bile yoktu. O da “müracaat et sana madalya versinler, maaÅŸ baÄŸlasınlar” diyenlere, “Biz madalya için, maaÅŸ için dövüşmedik. ‘Ya ÅŸehid olacağız ya gazi’ dedik. Ücretini Cenab-ı Allah’tan bekledik ve Rabbim bize gazilik rütbesini nasib etti” demiÅŸtir.
1939 yılının Aralık ayında vefat eden Koca Seyit geride maddî hiç bir servet bırakmamıştı. Madde bakımından belki dünyanın en fakir insanıydı, fakat, şanlı tarihe malolan şanlı hatıralar bırakmıştı.
Burhan Bozgeyik










