Bid’atlardan Sakinmak
DÖRDÜNCÜ ÖĞÜT Bit’atlardan Sakınmak
“Peygamber size ne (getirip) verdi ise onu tutun, size ne yasak etti ise ondan sakının”
(Sûre-i Haşr 7).
Allah’ın kitabında ve Resulünün sünnetlerinde bulunmayan, sonradan uydurulup dine sokulan ÅŸeylere BİD’AT adı verilmektedir.
Bid’at, Resûlullah Efendimizin asrında bulunmayıp sonradan uydurulan; inanç, iÅŸ ve söz itibariyle sünnete aykırı olan ÅŸeydir.
Bid’at, sünnete ve meÅŸru bir hikmete aykırı olduÄŸu için, dinimizce yasaklanmış bulunmaktadır. Bid’-atları ayak altına alıp ihmal edilen sünnetleri ihya eden insanlar, Allah ve Resulünün makbulüdür. İmam Rabbânî Müceddid-i elf-i sani (ks.) ÅŸu ikazı yapmaktadır: “Saadet ehli, terkedilmiÅŸ bulunan bir sünneti ihya eden ve iÅŸlenmekte olan bir bid’ati imha eden kimsedir. Bid’ata iÅŸlerlik kazandıran ÅŸahıs, dinin harap olmasına sebep olur” (Mektûbât c. 2, s. 34).
34
Sünnet nurdur, bid’at ise zulmet ve dalalettir. İtikadî zulmetler ve fikri sapıklıklar, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetlerine ittibâ etmekle ortadan kalkar. Bid’atın yaÅŸama ve yayılma istidadı gösterdiÄŸi muhitlerde “sünnet sarayı” harap olur. Zira bid’atın payidar olması, sünnetlerin pâyimâl olmasına sebeptir. Binaenaleyh sünnetin ehemmiyetini takdir edemeyenler, bilerek veya bilmeyerek bidatları kuvvetlendirmiÅŸ olurlar.
Sünneti ihmal edenlerin kalp kandilleri kararır. Böyle bir kalbin sahibi, farzları ihmal ve vacipleri terketmeye baÅŸlar. Netice itibariyle İslâm’ın binası harap olur.
Bir mü’min bid’atları terketmeyecek olursa, yaptığı iÅŸler hayır olsa bile makbul olmaz. Çünkü bid’at, İslam’ın ruhuna ve Resulullah (s.a.v.)’in sünnetine muhalif bulunan iÅŸtir. İnsanları irÅŸat için gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:
“Allah, bid’at sahibinin amelini; -bid’atini terk edesiye kadar- kabul etmekten imtina etti” (İbni Ma-ce c. 1, s. 19).
Tasavvuf sahasının serdarlarından bulunan ve ehl-i sünnet yolunun müdafaasına ömrünü vakfeden İmam Rabbani (k.s.), ÅŸu ikazı yapmaktadır: “Yakinen biliniz ki, bid’at ehlinin bozgunculuÄŸu kafirin sohbetinden daha fazladır. Bid’at ehlinin tamamının en kötüsü, Resulüllah’ın ashabına buÄŸz (ve düşmanlık) eden taifedir” (Mektûbât c. 1, s. 69).
Alemlere ve âdemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (s.a.v.), ayak koyacak noktalara semavi işaretler dikmiş ve zat-ı muhammedilerine mahsus yaşayışı ile en güzel hayat ve dindarlık örnekleri vermiş, dalalet ve sapıklığı yenmiş bulunmaktadır. Bu hususta bir hadis-i nebevide şöyle buyrul-maktadır:
“Allah, bid’at sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, hac ve umresini, cihadını (kötülüklerden) sarf(-ı nazar) etmesini ve adaletini kabul etmez. Hamurdan kıl çeker gibi İslâm’dan çıkar.” (İbni Mace c. 1, s. 19).
Dinimiz her yönden tamamdır, hiçbir noksanı yoktur. İslam dininde eksiklik aramak cehaletten doÄŸar. Allah Teala”ın Sûre-i Mâide”in 3. ayetinde “Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak müslümanlığı (verip ondan) hoÅŸnut oldum” buyurması karşısında yeni bir hüküm vaz etmeye kalkışmak, dalâlet ve sapıklığın ta kendisidir. Bu ciheti tesbit eden bir hadis-i ÅŸerifte şöyle buyrulmaktadır:
“Bundan sonra (mevzumuza gelince), iÅŸlerin hayırda en ileri olanı, hiç şüphesiz kitâbullah (in ahkama)dır. Muhakkak ki hidayetin (ve doÄŸru yolun) hayırlısı, Muhammed (s.a.v.)’in hidayet ve irÅŸadıdır. İşlerin en ÅŸerlisi (ve kötüsü), sonradan peyda edilen (ve uydurulan davranışlardır. Her bid’at sapıklıktır” (İbni Mace c. 1, s. 17).
Bu hadisi teyit eden diğer bir hadis-i nebevide şu ikaz yapılmaktadır:
“Kim bizim ÅŸu iÅŸimizin (dinimizin) içinde, ondan olmayan bir ÅŸeyi ihdas ederse o, merduddur (makbul ve meÅŸru deÄŸildir” (Feyz’ul-Kadir c. 6, s. 36).
Tasavvuf sahasının mümtaz siması İmam Rabbani Hazretleri, bu hadisi zikrettikten sonra şöyle demiÅŸtir: “Bir ÅŸey reddolunduktan sonra ona güzellik nereden gelecektir?” (Mektûbât c. 1, s. 159:
Ümmetlerinin fikrini tenvir eden ekmel’ür-rusül Efendimiz, bir hadis-i ÅŸeriflerinde şöyle buyurmaktadır.
“Kim bid’at sahibine vakarlı (bir ÅŸahısmış gibi) davranırsa, İslâm’ın yıkılmasına yardım etmiÅŸ olur” (Feyz’ül-Kadir c. 6, s. 237).
İtikatta sapık olan ve İslam’da bulunmayan ÅŸeyleri yapmaya çalışan dalalet erbabı, kuzu derisine bürünmüş kurt gibi, yaldızlı laflarla, yapmacık sözlerle ve İslâmî ölçülerle baÄŸdaÅŸtırılması mümkün olmayan iddialarla Müslümanları doÄŸru yoldan sapıtmak ve dinimizi tanınmayacak hale sokmak isterler. DoÄŸru yolu gösteren ve Resullerin ekmeli bulunan peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:
“Bir topluluk (İslâm’da mevcut olmayan) bir ÅŸey uydurmaya görsün (bu yaptığı iÅŸle) onun misli kadar sünnetten bir ÅŸey kaldırılmış olur” (Feyz’ül-Kadir c. 6, s. 237).
Resûlullah (s.a.v.)’in sünnetleri sefine-i Nuh gibidir. Fitne, fesat ve dalaletlerle çalkalanan kâinat okyanusunda doÄŸru yoldan sapmamak için “sünnet-i seniyye” gemisine iltica etme zarureti vardır. Resûl-i Ekrem’in izini takip eden ve onun sözünü günlük hayatına tatbik eden kimseler dalaletten kurtulur, dünyada hidayeti ve âhirette selameti bulur. Bu ehemmiyetli noktaya iÅŸaret buyuran Cenab-ı Hak şöyel buyurmaktadır:
Andolsun ki Resulullah’ta sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umar olanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir (imtisal) nümune (si) vardır” (Sûre-i Ahzâb 21).
Kullarını esirgemesi hudutsuz bulunan Rabbimiz, takip edeceğimiz yolu göstermekte ve şöyle buyurmaktadır.
“Şüphesiz ki (emrettiÄŸim) bu (yol), benim dosdoÄŸru yolumdur. O halde ona uyun. (BaÅŸka aykırı) yollara tabi olmayın. Sonra sizi O’nun (Allah’ın) yolundan ayırır. İşte (Allah) size bunları emretti ki (kötülüklerden) sakınasınız.” (Süre-i En’am 153).
İmam Gazali’nin naklettiÄŸi bir hadis-i ÅŸerifle sünnete tabi olmanın ehemmiyetini belirtmek istiyorum:
“(Sünnetime) tabi olunuz. Bid’ate sapmayınız. Sizden evvelki (ümmetler, ancak dinlerinde bid’ata saptıkları, peygamberlerinin sünnetlerini terk ettikleri ve kendi rey (ve kanaatleri) ile hükmettikleri için saptılar (ve halkı) saptırdılar da bu yüzden helak oldular” (İlcam’ül-avâm s. 26).
Sünnet-i Resûlullah (s.a.v.) ile âmil olmanın ehemmiyetini dile getiren bir manzumemle bu bahsi tamamlamak istiyorum:
Zevrak-ı Nuh gibidir,
Sünnet-i Resûlullah.
Cesette ruh gibidir,
Sünnet-i Resûlullah.
İnsanı ihyâ eder, Kalpleri iÅŸbâ’ eder, EksiÄŸi ikmâl eder, Sünnet-i Resûlullah.
Yolları aydınlatır,
Letâif i parlatır,
Geminde pusuladır,
Sünnet-i Resûlullah.
Ruhta çiçek bahçesi, Var bunun tarihçesi, Yolların temizcesi, Sünnet-i Resûlullah.
Felahı kasdeyledi,
Düşmanı dost eyledi,
Âşıkı mest eyledi,
Sünnet-i Resulullah.
Ufuklar hep karardı, Beşer bir nur arardı, Zulmet settini yardı, Sünnet-i Resulullah.
BoÅŸa zaman harcama,
BaÅŸka tarik arama,
Yol gösterir adama,
Sünnet-i Resulullah.
Bırak lâfı gel yola, Köle olma sen pula, Safa verir her kula, Sünnet-i Resulullah.
Emre’nin son ümidi
Cankurtaran simidi,
Her sevinci ve “îdi”,
Sünnet-i Resulullah.
Mehmed Emre










