Aile Hayatında Sizi Mutlu Edecek 7 Altin Kural
Â
1. Aile Hayatınızın Mezarını Kazmak İstemiyorsanız
Altmış beÅŸ yıl önce Napolyon Bonapart’ın yeÄŸeni Üçüncü Napolyon, vTeba Kontesi, Marie Eugenie Ignace Augustine de Montijo ile evlenmiÅŸti. Çevresindekiler kadının meçhul bir İspanyol kontunun kızı olduÄŸunu ileri sürüyorlardı. Ayrıca kadının güzelliÄŸi ve zerafeti herkesi etkiliyordu. Napolyon “Bütün bunların önemi yok. SevdiÄŸim, saydığım bir kadını, tanımadığım bir kadına tercih ettim” demiÅŸti.
Napolyonun karısı genç ve güzeldi, paraları ve elde edebilecekleri her şey mevcuttu. Evliliğin kutsal ateşi, hiçbir zaman bu kadar parlak yanmamıştı.
Ama bu kutsal alev çok geçmeden söndü. Napolyon, Eugenie’yi İmparatoriçe yapmıştı, ama ne aÅŸkın gücü ne de tahtın saltanatı, bu kadını bir baÅŸ belası olmaktan çıkarmamıştı. Kadın çok geveze ve kıskançtı. Kıskançlıkla kocasının isteklerine karşı gelmiÅŸ, ülke meseleleri görüşülürken bile toplantı salonuna girmiÅŸ ve toplantıların yarıda kalmasına sebep olmuÅŸtu.
Akrabalarına kocasından şikayet eder, ağlar, sızlar tehditler savururdu. Kocasıyla her gün kavga ederdi. Napolyon koca sarayda başını dinlemek için müsait bir yer bulamıyordu. Eugenie bu şekilde davranarak ne kazandı?
Bunun cevabını, E.A. Rheinhardt’ın ünlü kitabı: “Napoleon ve Eugenie: Bir imparatorluÄŸun Traji-Komedisi” adlı eserde çok güzel verilmiÅŸtir. “Napolyon sarayın arka kapısından gizlice çıkar, yanına bir dostunu alarak güçlükle gidilebilecek arka sokaklarda dolaÅŸarak kendisini rahatlatmaya çalışır ya da kendisini bekleyen bir kadının yanına giderdi ”
-Eugenie Fransa tahtında oturuyordu, güzel bir kadındı, ama kıskançlığı bu aÅŸkın devam etmesini engellemiÅŸti. Eugenie, “Bütün korktuklarım başıma geldi” diye haykırabilirdi. Ama bütün bunların olmasına sebep olan kendisiydi.
Kont Leo Tolstoy’un karısı da bunu, çok geç öğrenmiÅŸti. Son nefesini vermeden önce kızlarına. “Babanızın ölümüne ben sebep oldum” diye itiraf etmiÅŸti. Kızlar annesinin gerçeÄŸi söylediÄŸini biliyorlardı. Babalarının annelerinin dırdırı, bitmek tükenmek bilmeyen istekleri yüzünden öldüğünü çoktan anlamışlardı.
Oysa, Kont Tolstoy ve karısının bütün imkanları vardı. Tolstoy çok ünlüydü, hayranları onun etrafından ayrılmazlar, ne söylerse not alırlardı. Tolstoy’un ünlü birisi olmasının yanında çocukları, serveti, kısaca sahip olabileceÄŸi her ÅŸey vardı. Sonra Tolstoy yavaÅŸ yavaÅŸ deÄŸiÅŸti. Yazdığı kitaplardan utanıyor, barışı öven, savaÅŸ ve yoksulluÄŸun ortadan kaldırılması ile ilgili yazılar yazıyordu. Bütün arazilerini sattı ve sefalete düştü. Tarlalarda çalışıyor, odun kesiyordu.
Leo Tolstoy’un hayatı bir trajediydi. Ve bu trajediye sebep evliliÄŸiydi. Tolstoy seksen iki yaşına geldiÄŸi zaman 1910 yılında bir tren istasyonunda öldü. Ölürken karısının cenazesine gelmemesini istedi.
Kadının ÅŸikayet etmesi için bir çok sebebin bulunduÄŸu düşünülebilir. Kıskançlık ve huysuzluk kadına yardımcı mı olur, yoksa kötü olan durumu daha da kötüleÅŸtirir mi?”
Aile hukuku davalarına onbir yıl bakmış olan Bessie Hamburger, binlerce boÅŸanma davasına bakmış ve kocaların evlerini terk etmelerinin en önemli sebebinin kadının dırdırı ve kadının kıskançlığı olduÄŸunu söylemiÅŸtir. Boston Post gazetesinin yazdığı gibi, “Bir çok kadın, dırdır etmek suretiyle, evlilik hayatlarının mezarını kazmaktadırlar.”
Aile hayatınızda mutlu olmak istiyorsanız. Birinci kural şudur:
Sakın dırdırcı bir kadın olmayınız!
Dale Carnegie










